ŞİİLİKTE İMAMET İNANCI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

ŞİİLİKTE İMAMET İNANCI

Mesaj  Talha Bir Ptsi Kas. 09, 2009 1:53 pm

Şiada imamet anlayışı imanın esaslarından sayılmış bir husustur. Muteber saydıkları bütün kitaplarında bu mevcuttur. Bu inanca göre İmamlık; inanç temellerinden ve İslam'ın rükünlerinden bir temeldir. İmamlara (mutlak) itaat şarttır. Zira onlara itaat, Allah (cc)'a itaat; isyan Allah (cc)'a isyan demektir. İmamlar, Allah'ın kulları üzerinde hüccetleri ve şahitleridir. İnsanları doğru yola sevk eden, Allah'ın ilminin hazineleri, yeryüzünde Allah'ın halifeleri ve O'na giden kapılarıdır. Allah'ın nurları, yeryüzünün direkleridir. İlimleri derin ve köklüdür. İnsanların muhtaç oldukları her şeyi bilirler! İmamları inkar edenler, Allah'ı ve Peygamber'i inkar etmiş sayılırlar. Allah'ı, Peygamber'ini ve bütün imamlarla zamanın imamını tanımayan bir kimse mü'min olamaz. İmamları sevmek iman; onlardan nefret etmek ise, küfürdür. İmamların emirleri, Allah'ın emri; yasakları da, Allah'ın yasaklarıdır. Namaz, oruç, hac, zekât ve cihad gibi farzlar ancak imamla tamam olur. Yeryüzü, gizli veya açık bir imamdan mahrum olamaz. İmamları; enbiyaların ve resullerin mertebesinin üstünde, masum, kâinatı yöneten, ne zaman öleceklerini bilen, ölümleri onların ihtiyarına bağlı kişilerdir. Meleklere ve Peygamberlere çıkarılan bütün ilimleri, olmuş ve olacak şeyleri, istedikleri her şeyi bilirler. Melekler imamlara haber getirirler. Kur'an-ı Kerim'de ki "ayat, sadikun, ehlü'z-zikir, ulu'l elbab, rasihun, sabikun bil hayrat, ekvam, nimet" kelimeleriyle "İMAMLAR" murad olunmuştur. (Kuleyni)

Şia'ya göre, Allah katından hakkı getiren imamların sözleri, Allah'ın sözleri; emirleri, Allah'ın emirleri; taatları, Allah'ın taatları ve günahları da Allah'ın günahı sayılacağından imamların günah işlemeleri imkânsızdır. İmamlar mukaddestirler. "Arzın rüknü, Allah'ın yeryüzünde üstün hüccetidirler". "İmamlık dinin esası, müslümanların düzeni, dünyanın dirliği, mü'minlerin şerefidir"'. İmamın veliliğine inanmak, dinin temelidir. Velayeti kabul etmeden dinin öteki esasları tamamlanmaz(Kadı Said Kuınmi, Esraru'l-İbadat, s. 2
"İmamları sevmek iman, onlara buğzetmek küfürdür" (al-Kafi, i. 188).. Hz. Peygagamber, ahirete göçerken bütün ilmini Hz. Ali'ye bırakmış, o da İmam Hasan'a, o da İmam Hüseyin'e bırakmış, ta on ikinci imama varıncaya kadar bu ilim böyle babadan oğula tevarüs edilmiştir. On ikinci imarnın kaybolması ile bu ilim, şi'a bilginlerine intikal etmiştir(Dr. Ruşdl Muhammed Arsan Alyan, al-Akl İnde'ş-ŞIlIti'I-İmamiyye, s. 55-57. Bağdad,1393{1973).
İmamların Allah ile ruhsal bağlantıları vardır. İmam bilgisini, öteki müetehidler gibi gözlem ve istidIal yolu ile almaz; ya peygamberden, ya kendinden önceki imamdan veya ilham yolu ile alır Hüccet olmak bakımından peygamberin söziyle imamların sözü arasında bir ayırım yoktur. Çünkü ikisi de Allah'tan alıp duyurmakta, Allah'ın hükümlerini açıklamaktadır. Müslümanların, imamın sözüne uymalrı vacibdir. İmamı reddetmek, Allah'ı reddetmek demektir ki şirke yakındır. Gerçi peygamber vahiy, imam ilham alır ama imamın, kasden ve yamlarak hatadan masum olması, aradaki farkı ortadan kaldırır İmam dinin tatbikçisidir. Ca'fer-i Sadık'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Allah peygamberini en güzel terbiye ve en üstün akılla yarattı. Onu en güzel bir biçimde yetiştirdi, "Affı al, iyiliği emret, cahillerden yiiz
çevir' dedi. Onu övüp "Sen büyük ahıak üzerindesin' buyurdu. Dini ve
dinin tatbikini ona bırakıp "Resulün size verdiğini alın, Resulün sizi
yasakladığı şeyden sakının"ıo, "Peygambere itaat eden Allah'a itaat etmiştir"ı dedi. Allah dinini peygamberine bıraktı. İnsanlar onu inkar ederken siz onu kabul ettiniz. Valiahi biz konuştuğumuz zaman konuşmanızı, sustuğumuz zaman susmanızı isteriz. Biz sizinle Allah arasındayız. Allah, bize karşı gelen kimseye hayır vermemiştir." Peygamber ve imam, ancak halkın yararına olanı emreder. Peygamberin ve imamın kalbine, Allah'ın iradesine aykırı, ümmetin yararına zıd bİr şey gelmez. Allah, bazı işlerin tayinini peygamberin ve imamın oyuna bırakır. Farz rek'atlerin sayısı, nafile namaz ve orucun tayini gibi. Hükümlerin açıklanmasını, fetvayı, Kur'an ayetlerinin tcfsir ve, te'vilini de onlara bırakmıştır. Onlar uygun görürlerse açıklarlar, uygun görmezlerse susarlar. Takiyye gereğine, hal ve yarara göre hareket ederler. al-Kuleyni, aynı ayetin anlamını soran üç kişiye, Sadık'ın ayrı ayrı cevaplar verdiğini, bu durumun ya takiyyeden veya tafviz'den ileri geldiğini söylüyor). İmam, bir olayda şeriatın zahiriyle amel edebileceği gibi zahiri terk edip kendi re'yine görc de hükmedebilir. Nitekim Kehif kıssasında Musa'nın arkadaşı ve Zu'l-Karneyn böyle yapmıştı

Bu hususlar kendi kaynaklarından örneklendirmeye devam edersek;
Bir hadisilerinde:” İmamlar Allah’a gelinen kapıların ta kendileridir. Eğer Onlar (imamlar) olmasaydı Allah bilinemezdi. Allah Onlarla yarattığı kullarının hüccetini ikame etmiştir.”( el-Kafi: 193 / 1)
Eğer Allah imamlar olmadan tanınamazsa kulların hüccetinin ikame olması da onlar sayesinde oluyorsa o halde peygamberlere ne gerek vardı?!
“el-Kafi” de Ebu Abdullah (a.s)’dan şöyle dediği rivayet ediliyor: “Ali (a.s)’ın getirdiğini alır, nehyettiğinden de sakınırım. O’nun üstünlüğünde Muhammed (s.a.v) üstünlüğü vardır. Verdiği hükümler de Ali (a.s)’i takip edenler, Allah’a ve Rasulüne uyup takip edenler gibidir.
İmamların bilgisi ve gücünü gösteren bir başka hadisleri;
“Ben cennet ve cehennem arasında taşanları taksim ederim. Ben en büyük Faruk (ayırıcıyım). Ben Musa’nın asasının sahibiyim. Muhammed (s.a.v)’i melekler, ruh ve peygamberler nasıl kabul ve ikrar etmişlerse beni de kabul ve ikrar eylediler. Muhammed (s.a.v)’ e yüklenilen ilahi yük rabbani sorumluluk bana da yüklenmiştir. Bana, daha önce kimsede bulunmayan özellikler verildi. Ben bela ve musibetleri bilirim. Nesepleri ve son kesin sözü bilirim. Benden öncekilerden hiçbir şeyi bana uzak ve gizli kalmadı, hepsini bildim. Gaybın bilgileri benden uzak değildir. Allah’ın izni ile müjdeliyorum O’nun adına yapıyorum. Hepsi Allah’tandır. İlmi ile bu konuda bana güç ve imkan verdi.”( el-Kafi Bu hadisin çokbenzer“el-Mufaddal b. Ömer’den rivayetle yine (Kuleyni, Kafi, c.1, s.197) de yer almaktadır.
Şianın kolu Nusayriler ve Bâtınilerin Hz. Ali yi (r.a) nın hâşâ Allah’ın ta kendisini olduğunu takiye yapmadan söylemişlerdir!
Fakat Şia ise; onu (imamların ilahlığını) Nusayriler gibi acık bir lisan ile değil de dolaylı yönden söylemişlerdir. Bu söylemi teyit eder bir görüş sergileyen“İran Şii devrim lideri, Ayetullahları ve Hüccetleri olan Humeyni “el-Hukumetu’l İslamiyye” adında ki meşhur kitabında diyor ki: “İmam için övülmüş bir makam vardır(Tıpkı Allah’ın sadece Muhammed (s.a.v)’e has kıldığı övülmüş makam (makamu’l Mahmud) gibi!) âlemin hükümranlığı, kâinatın tüm zerreleriyle imamların vilayetine ve egemenliğine boyun eğer. Mezhebimizin inanç gereklerinden bir tanesi de; imamlarımızın bir makama sahip olması ve o makama ne yaklaştırılmış meleklerin ne de resullerin, nebilerin ulaşamamasıdır.

İmamlarla ilgili bir başka hadisleri; Peygamber (s.a.v) ve İmamlar (a.s) bu âlemin yaratılışından önce birer nurdular ve Allah onlara kendisini Allah’tan başka kimsenin bilmediği bir menzile ve yakınlığa yerleştirdi. İmamlarımızdan (a.s) rivayet olunuyor ki: “Bizim Allah ile aramızda bazı özel haller vardır, ona ne yakınlaştırılmış melekler ne de resuller, peygamberler ulaşır” aynı şekilde Fatıma el-Zehra (a.s)’da böyle bir menzile sahiptir...”( el-Hukumetu’l İslamiyye: Sayfa: 52)
“Ve biz inanıyoruz ki, imamların emir ve işleri diğerlerininkinden farklıdır. Biz mezhebimiz gereği inanıyoruz ki, imamlarımızdan gelen her emir ve iş vefatlarından sonra bile yapılması gerekip, bilakis o işlere ve emirlere tabi olmak vaciptir!”( el-Hukumetu’l İslamiyye: Sayfa: 90)

Kuleyni, kitabında, “ Yeryüzünün Tamamı İmamlara Aittir” başlığı altında Ebu Abdillah’tan şu rivayette bulunur: “Dünya ve ahiret imama aittir; dilediğine verir, dilediğini de vermez.”( Kuleyni, el-Kafi, c.1, s.492)
Şia inancı, imamların vahiy aldığını da iddia etmekte, refarans olarak kuran dışı kitaplara tabi olunmayı da emretmektedir. İşte kendi kaynaklarındaki delili; “
“... Ammar es-Sabbati şöyle rivâyet etmiştir: Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’a dedim ki: “Hükmettiğiniz zaman ne ile hükmedersiniz?” Buyurdu ki:” Allah’ın hükmüyle ve Davud’un hükmüyle, hakkında her hangi bir şey bilmediğimiz bir şey karşımıza çıktığı zaman, buna ilişkin hükmü, Rûhul Kudüs’ten alırız. “ (Usul-u Kâfi sh 597 H.1036.)
“... Ammar es-Sabbati şöyle rivâyet etmiştir: Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’a dedim ki: “İmamların konumu nedir?” “İmamların konumu, Zulkarneyn’in, Yuşa’nın ve Süleyman’ın arkadaşı Asef’in konumu gibidir.” dedi. Dedim ki: “Ne ile hükmedersiniz?” Buyurdu ki: “Allah’ın hükmüyle, Davud soyunun hükmüyle ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve âlihi)’nin hükmüyle... Bunları Rûhul Kudüs bize bildirir... “ (Usul-u Kâfi sh 597 H.1037.)
Yine Kuleyni, vahiy ve imâm konusunda îmam Ali Rıza'dan şunları nakletmektedir: " îmamın kendine de vahiy gelir. Söyleneni işitir, fakat konuşanı görmez." (el-Kafi, sh:82)
Muhammed Bakır'dan da "îmamlar bir şeyi bilmek istediklerinde, Allah'ın sadece onlara bildireceğini ve imamların ölecek zamanı bildiklerini, yalnız kendi istekleriyle öleceklerini ve onlara hiçbir şeyin gizli olmadığını," söylerler. (el-Kafi, sh:96-126
Şiiler imamlarının diğer peygamberlerin hepsinden üstün olduklarına inanırlar ve bununla ilgili bir hadisleri; el-Meclisî, Mir’âtu’l-Ukûl adlı kitabında: “Şüphesiz onlar Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem dısında bütün peygamberlerden serefli ve üstündürler” demistir.( el-Meclisî, Mir’âtu’l-Ukûl Fî Serhi Ahbâri Âli’r-Rasûl (2/290).
"Kuleyni, . . . .İmam M. Bakır'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ali'nin veli ve imam olduğunu, diğer hidayete ermiş imamlara da uymayı ve onların düşmanlarından uzak olarak Allah'a yakın olmayı, tasdik etmektir. Şüphesiz imamsız olan bir kimse yolunu şaşırmış, sapıtmış olur. Bu durumda kalırsa "kafir" gibi ölmüş olur! (Kafi, sh :84- 86) Şia imamları hakkında o kadar aşırı inançlar üretmişlerdir ki haşa nerdeyse onların pislikleri bile kutsaldır. Şifa kaynağıdır. İşte bunu teyit eden görüşleri
Şia’nın Ayetullah’ı ve hücceti olan Molla Zeynel Abidin el-Kelbeykani “Envaru’l Vilaye” isimli eserinde diyor ki: “Masumların idrarlarında, kanlarında, dışkılarında namazdan sakınmayı gerektiren bir necasetlik yoktur. İmamların idrarlarında ve dışkılarında bir çirkinlik, iğrençlik yoktur bilakis onlar birer misktir! Her kim onların idrarlarından, dışkılarından ve kanlarından içerse Allah ona ateşi haram kılar ve cennetine sokması vacip olur!”( Envaru’l Vilaye, Sayfa: 440)

İmamların vasıflarını belirten hadisler bunlarla sınırlı değil. Şia kaynakları incelendiğinde ulaşabildiğimiz kadarıyla sadece imamların üstünlüklerine yönelik yüzlerin üzerinde hadisleri vardır.
Konuyu farklı cephelerden irdeleyecek olursak;
“... Muhammed b. Müslim şöyle rivâyet etmiştir: Ebu Cafer (Muhammed bakır aleyhisselâm)’ın şöyle dediğini duydum: “ Allah tarafından tayin edilen bir imamı olmaksızın sırf kendini yoran bir ibadetle Allah’a kulluk sunan bir kimsenin çabası kabul görmeyecektir. O, sapkın ve şaşkındır. Allah, onun amellerini çirkin sayıp öfke duyar. Onun örneği bir koyunun örneğidir ki, çobanından ve sürüsünden ayrılıp kaybolur. Bütün gününü şaşkın şaşkın gidip gelmelerle bitirir. Gece olunca başında çobanı bulunan bir sürü görür, o sürüye katılır ve gecesini bu sürünün ağılında geçirir. Çoban sürüsünü meraya salmak istediği zaman, bu yitik koyun çobanını ve sürüsünü tanımaz olur. Tekrar çobanını ve sürüsünü bulmak için şaşkın bir halde sağa sola gider gelir. Derken başında çobanı bulunan bir sürü görür, bu sürüye sığınır, onlara katılır. Çoban ona seslenir: “Gel çobanına ve sürüne katıl. Sen kaybolmuşsun, şaşırmışsın Çobanından ve süründen uzaklaşmışsın.” Ama o şaşkın, yitirmiş olarak sağa sola koşuşmaya başlar. Çobanı, yol göstereni, güdücüsü olmaksızın, önünü kesip, doğru yola yöneltecek bakıcısı olmadan gezinip durur. Derken kurt, bu koyunun kayboluşunu fırsat bilir ve koyunu yer. Aynı şekilde, Allah’a yemin ederim ki, ey Muhammed! Şu ümmetten kim, Allah, Azze ve Celle’nin tayin ettiği özellikleri belli ve adil bir İmamı olmazsa kaybolur, yolunu şaşırır. Eğer bu şekilde ölürse küfür ve nifak üzere ölmüş olur.
Bil ki, ey Muhammed! Zorba imamlar ve onların tabileri Allah’ın dininden soyutlanmışlardır. Hem kendileri sapmış hem de başkalarını saptırmışlardır. “Rablerine kâfir olanların örneği, bir küle benzer, kasırga estiği bir günde bu kül, yelle savrulur gider. Kazançlarından hiçbir şey elde edemezler, işte budur doğru yoldan çok uzak bir sapıklık.” (İbrahim, 18)” (Usul-u Kâfi sh 250-251 H.468.)

Tamam, varsayalım ki bu söz doğrudur. Ya da en azından Şiiler inanıyor. Yukarıdaki soruyu tekrar soruyorum İslam toplumları asırlardan beri imamsızdır. Sözüm ona imam gayb oldu? Kıyamet zamanına yakın bir zamanda kadar da dönmeyecek. Ancak, kıyamet zamanı mehdi olarak dönecek!. Bu iki dönem arasındaki insanların hali ne olacak?. Şiiler kendilerine bu sorunun geleceğini bilmiyorlar mıydı? Tabi ki bu sorunu gidermeye yönelik bir hadis olmalı. Bunula tezat olan ancak sorunu gidermeye yönelik şu hadisleri vardır.
“... Mansur, kendisine anlatan birinden şöyle rivayet etmiştir: Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’a dedim ki: “Bir günün sabahında veya akşamında uyacağım bir İmam bulamadığım zaman ne yapayım?” Buyurdu ki: “Kimi seviyorsan onu sevmeye ve kime buğz ediyorsan ona da buğz etmeye devam et. Ta ki Allah, Azze ve Celle, İmamı zâhir edinceye kadar.” (Usul-u Kâfi sh 503 H.911.)

Şia inancı ile taban tabana zıt bir söylem. Hani imamsız olmazdı. Ne oldu da birden bire bir geri adım. İmam bulamadığın zaman sevdiklerini de ifrat derecesine sevmeye devam et. Ama sahabeye küfründe ve nefretinde sakın geri kalma ta ki imamı görünceye kadar. Bu şekilde tercüme edebilirsiniz bu hadislerini.
Hem söyler misiniz bin yıldan beri imamsız kalmış!, aydınlanmamış, gelmiş göçmüş insanların hali ne olacak. Yirmi birinci yüz yıl olmuş hala ortada imam yok Bunca insanların akıbeti cehennem değil mi? Hâşâ Allah Kullarını cehenneme atmak için mi yarattı. insanları mı kandırıyor!.? İmamsız olmaz ona iman edeceksiniz her zaman yanınızda bir imam olmalı diyecek hem de bin yıldan beri imam göndermeyecek. Bu sıfat Allah a nasıl yakıştırılır
Neden Allah’a bu iftiralar edilir? Hâşâ Allah bir takım fitne fesat oyunların içinde neden gösterilmeye çalışılır? Bunu doğru bir niyet cercevesinde Şiiliğin doğuşu ve gelişim sürecini açıklayan hakiki tarihi mevzuları okumayınca anlamak mümkün değildir. Tabi bu şiacıların Tarih adına uydurduğu destanlardan bahsetmiyorum. Gerçek belgelere dayalı güvenilir tarihçilerin yazdığı eserleri kastediyorum.
Yüce Allah, Kuran’ı Kerim’de, Resuller, hatta Resullerin efendisi Hz. Muhammed de dahil olmak üzere, hiçbir kimsenin gaybı bilemeyeceğini açıkça beyan etmektedir... Allah, kıyametin ne zaman olacağını, yağmurun yağmasını ve bir insanın nerede ve ne zaman öleceğini, ancak kendisinin bildiğini beyan ederken, Şiiler, bu hususiyeti, imamlarına atfederler. Aynı şekilde Allah, Hz. Peygamber’in münafıkları bilemeyeceğini ve onları müminlerden ayıramayacağını söylerken, onlar, imamlarının unutmaz ve hata etmez iman ve nifak bakımından insanları tanıyıp ayırdıklarını ileri sürerler. Yeryüzünde ne gayb varsa imamların hepsini bildiğini, Şia'nın diğer Müslümanlardan farklı olduğunu ayrıca, kendilerine mahsus ve diğer insanlarda bulunmayan birtakım ilimlere sahip olduklarını söylemektedirler. Bu ilimleri Hz. Ali'ye nispet ederler. Çünkü onlara göre Hz. Ali dinin sırlarına sahiptir çünkü Hz. Peygamber diğer müslümanlara açmadığı bilgileri ona açmıştır. Bazan Hz. Fatıma ve Hz. Ali'nin çocukları imamların ilimlerine sahip olduklarını, hata ve unutmaktan masum bulunduklarını, İslâm'ı imamların yolu dışında kimsenin anlayamayacağını, Kur'ân sırlarının ve din hakikatinin sadece imamlarda bulunduğunu iddia ederler. Bazan da "Fatıma Kur'ân'ı" adını verdikleri özel bir Kur'ân'a sahip bulunduklarını ve bunun Müslümanların elindeki Kur'ân'ın üç katı kadar olduğunu119, bugün müslümanların elinde bulunan Kur'ân'dan onda bir tek harfin bulunmadığını ileri sürerler. Bazan da bütün ilimlerin içinde yazıldığını iddia ettikleri bir deri olan Cefr'e120 sahip olduklarını iddia ederler. Bazan da sadece kendilerinin sahip olduğu ve başka hiçbir kimsede bulunmıyan dini bilgilere sahip olduklarını iddia ettikleri gibi, Kur'ân âyetlerinin gerçek tefsirine kendilerinin sahip olduklarını söylerler. Hatta yüce Allah'ın Hz. Muhammed'i tenzil (Kur'ân harfleri) ile Hz. Ali'yi de te'vil (yani tefsir) ile gönderdiğini ileri sürerler.(en-Nevbahtî, Firaku'ş-Şia, 38, ) Bütün bunlarla birlikte imamların dilediği kadarını Allah’ın dilediğini iddia etmeleri yani imam bir şeyi dilerse, Allah’ta diler fikrine inanmaları inılıcacak gibi değildir. Bu Allah’ın imamın dilediğini dilemesi anlamına gelir ki bu inanç da sorgulanmadan kabul edilir mi?. İnsanları tekfir etmek insan olarak bizim görevimiz değildir. Şiilerin hangi inanışı küfürdür hangisi şirktir buna girmeye gerek yoktur. Sadece inanç akidelerini belirten hadisleri belirtmek konunun anlaşılmasına yetecektir. Bu konu yüce Kuran’ dan birkaç ayet den alıntı yapmakta sanırım fayda olacaktır.
“Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.”( En’am suresi / 59. Ayet)
Başka bir ayette: “De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?”( En’am suresi / 50. ayet)
“De ki: "Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."( Ar’af suresi / 188. ayet)
Yine Allah buyurdu ki: “(Resulüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.”( Hud suresi / 49. ayet)
Ayeti kerimenin de ifade ettiği gibi o haberleri önceden ne peygamber ne kavmi ne Ali bin Ebi Talib ne de O’nun kavmi biliyordu. O halde nasıl O’nun hakkında kendisinden önce geçenlerin onda gizli saklı kalmayacağını söylüyorsunuz? Allah buyurdu ki: “O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?”( Meryem suresi / 78. ayet)
“De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.”( Neml suresi / 65. ayet) başka bir ayette: “Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu?”(Necm suresi / 35. Ayet)

“O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz; Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar”(Cin suresi / 26, 27. ayetler)

“Kıyamet saatini bilmek ancak Allah’a mahsustur. Yağmuru O indirir, rahimlerde bulunanı O bilir, kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse nerede öleceğini bilmez. Allah şüphesiz bilendir, her şeyden haberdardır.” (Lokman, 34)
Yüce Allah, Hz. Peygamber’e hitaben, münafıklar hakkında şöyle buyurur: “Çevrenizdeki bedevilerin içinde ikiyüzlüler ve Medineliler için de ikiyüzlülükte direnenler var. Onları siz değil, ancak biz biliriz. Kendilerine iki defa azabedeceğiz; onlar sonra da büyük bir azaba uğratılırlar.” (Tevbe, 101)
Allah, Tebük Gazvesine gitmemek isteyen münafıklarına izin veren Hz. Peygamber’e şöyle buyurur: “Allah seni affetsin; doğrular sana belli oldu, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin?” (Tevbe, 43),
Kuran ayetleri gayb ile ilgili bunu derken Şiacıların muteber kaynaklarınden bir iki örnek vermek sanırım yeterli olcaktır. Kuleyni, Abdullah b. Cundub’den, Şia’nın sekizinci imamı Ali b. Musa’nın, ona yazdığı şu mektubu rivayet eder: “…Biz imamlar, yeryüzünde Allah’ın eminleriyiz. Belalar ve felaketler, Arab nesebi, İslam’ın doğuşu ve ilgili ilimler bizim katımızdadır. Biz, bir kişiyi gördüğümüzde, onu gerçekten mümin mi, münafık mı olduğunu biliriz. Bizim taraftarımız, isimleriyle ve babalarının isimleriyle birlikte yazılır. Allah bizim ve taraftarlarımız hakkında misak almıştır.” (Kuleyni, Kafi, c.1, s.223)
“Muhammed el-Bakır, Hz. Ali’nin şöyle dediğini bildirir: Bana altı şey verildi: Belalar ve felaketler ilmi; vesayet; hükümler ilmi; dünyaya geri dönmem ve bütün dünyaya hakim olmam; asa ve meysem ile insanlarla konuşan debbenin sahibi olmam.”( Kuleyni, Kafi, c.1, s.198
Eğer imamlar gerçekten gaybı bilseydi

Şiacılar, Ali (r.a.) hakkındaki iddiaları tenakuzla doludur. Onun hakkında aşırı giderek masum olduğunu, ona unutkanlık arız olmadığını ve gaybı bildiğini, Kılıcıyla her türlü tehlikeyi bertaraf ettiğini, hiçbir insanlın yapamayacağı ve aklın kabul etmeyeceği şeyleri çeşitli abartılarla ona isnad ediyorlar. Daha sonra olayları izah ederken de bir bir bu iddialarının tersini gelişmeleri anlatıp hem savunma hemde ajite ediyorlar.
Ebubekir'in (r.a.) Allah yoluna yaptığı infakı gözden kaçırmak, onun hayırlı amellerini boşa cıkarmak için malı ve akrabaları çok azdı korkaktı diyorlar. Başka bir yerde Medine'de ve halifeliğe seçileceği sırada Her şeyi bilen ve her şeyi kılıcıyla düzeten Ali'nin (r.a.) Ona karşı mukavemet edemediğini söylüyorlar. Her şeyi bilseydi hakem olayına razı olurmuydu? O hakemleri seçer miydi? Hz Osman’ın katilini bulamazmıydı? Halifelik olayınının kendi lehine sonuçlanmayacağını nasıl gözden kacırdı? Kılıcıyla her şeyi bertaraf ederken doksan bin kişilik ordu ile sıffin savaşını neden kazanamadı? Önce şiası olan (taraftarı) sonra kendisine ihanet eden haricilere nasıl güvendi? Yani her şeyi biliyordu sorusunun adından Hz Ali nin bilmediği şeyleri sormaya kalksanız belki binleri gecer. Yani Şianın Ali si hakiki anlamda öyle her şeyi bilen bir Ali değil. O Ali uydurma bir Ali
Oysa hakiki Ali (ra) sıffin savaşı gecesinde oğlu Hasan’a,
“Ey Hasan! Baban işin buraya varacağını bilemedi. Allah (c.c.)'a kasem ederim ki, Sa'd b. Mâlik ile Abdullah b. Ömer'in yaptıkları iş iştir. Yaptıkları doğru ise sevabı büyüktür. Yanlış ise cezası azdır”.
Ali'nin (r.a.), maiyetinde bulunan bazı kişilerin Ona muhalefet etmelerinden üzüldüğünü kendisinden tevatüren nakledilmiştir. Meydana gelen hadise de Hasan (r.a.)'ın muharebe etmeme istikametinde olan görüşünün Ümmet içi daha isabetli olduğunu göstermiştir. Sa'd, Saîd, İbn-i Ömer, Muhammed b. Mesleme, Zeyd b. Sabit, İmrân b. Husayn ve bir cemaat daha savaşa girmemişlerdir. Naslar onları savaştan alıkoymuştu. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardı:
“Yakın bir istikbalde bir takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında (ona karışmayıp) oturan kişi (karışmak üzere) ayakta durandan hayırlıdır...” (Buhari, Fiten: 12, Ebu Davud Melahim: 17)
Fakat Allah (c.c.), takdir edilmiş olanı yerine getirecekti. Buna rağmen Ali (r.a.), Ona karşı savaşan hiç kimseyi tekfir etmemiştir. Onu tekfir eden haricîleri de tekfir etmemiş ve onlardan hiç kimseyi esir tutmamıştır.
Talha ve Zübeyre karşı iyi davranır, Muaviye ve Amr b. el-As'a beddua ederdi. Fakat hiçbir zaman onları tekfir etmemiştir.
İmamların hayatları incelendiğinde görüleceği gibi İlk İmamların sözlerinde bugünkü manada bir imamet anlayışına rastlanmamasına rağmen, Şiacılar İmamet mevzuunu imanın bir esası saymışlar mesheplerini uydurmalarla doldurmuşlardır. Uydurma olan imamet meselesi de bu mezhebin en büyük problemidir. "Vasiyet" konusu, bizzat Hz. Ali tarafından yalanlanmıştır. İbn Abd-i Rabbih, Abdullah b. el -Kevva'nın, Hz.Ali'ye, Hz. Peygamber'in kendisine bir şey vasiyet edip etmediğini sorduğunda Hz. Ali'nin ona: "-Ey Allah'ım O'na ilk iman eden benim, yine O 'nu ilk yalanlayan ben olamam. Bende Hz. Peygamber' in bir vasiyeti yoktur. Şayet böyle bir şey olsaydı ne Temim, ne de Adiy oğullarından birisini minberde bırakmazdım." diye cevap vermiştir.
Yine İmamı Ca'fer es-Sadık, hayatı boyunca ilim, fıkıh ve zühtten başka bir şeyle ilgilenmemiş ve kendini imamlar zincirinden saymamıştır. Birden fazla halife döneminde yaşamış olmasına rağmen Ca’fer es-Sâdık, siyasetten uzak Kalmış, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer hakkındaki olumlu görüşleri sebebiyle de bu halifelerin baskısı altında kalmamıştır. Hiçbir zaman imamlık iddiasında bulunmayan ve bu konuda hiç kimseyle tartışmaya bile girmeyen Ca’fer es-Sâdık, daima ilimle meşgul olmuş ve bu maksatla kendisine gelen iyi niyetli insanları geri çevirmemiş, doğru bildiklerini onlara aktarmıştır. Ca’fer es-Sâdık’ı dinlemek ve bilgi almak için gelenler arasında birçok isim, daha sonraları Fıkıh ve Kelam ilminin gelişmesinde önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bunlar arsında Ebû Hanife(öl:150), Mâlik b. Enes(lö:179), Mutezile’ nin kurucusu Vâsıl b. Ata(öl:131) ve meşhur kimyacı Cabir b. Hayyân(öl:200) sayılabilir.
İmam Ca'fer es-Sadık hayatında sapık insanları reddetmiş kovmuş onlardan uzak durmuş, sapıklıklarını ilan etmiştir. Halkı da onlardan uzak durmaya davet etmişlerdir. Zira onların yaydığı inançları tasvip etmiyordu. Ebu'l Carud, Ahmed b.Keyyal'da bunlardandır. Celaleddin es-Suyûtî İmam Cafer in “ Ebû Bekir ve Ömer’i hayırla anmayan kişiden uzağım”dediğini belirtmektedir. Bütün bunlara rağmen Ca'fer es-Sadık 'ın ölümünden sonra muhtelif fırka ve mezheplere ayrılan Şii'lerden her gurup kendilerini bu imamın taraftarlarına kabul ettirmek için, fikir ve görüşlerini ona dayandırmışlardır. Şehristani ve İbn Hazm bu durumlara örnekler vermişlerdir. ((Şehristani el-Milel ve'n-Nihal, 1, 146-155).
Yine İmam Zeyd bugünkü adıyla Zeydiyye diye anılan grup, Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellemin isim ve şahsını belirtmek sûretiyle yerine bir imâm (halîfe) vasiyet etmemiş olduğuna inanırlar, Onlar için imâm, ancak vasıfları ile tanınabilir. Taşıdığı vasıflar îtibâriyle imâm, hazret-i Ali'dir. Hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer'in halîfeliklerini kabûl ederler. Muta nikahının meşru kabul etmezler. Büyük günâh işleyen kimse tam mânâsı ile tövbe etmedikçe temelli olarak Cehennem'de kalacaktır. (Abdülaziz Dehlevî, Abdülkâdir Bağdâdî)

Talha
Admin

Mesaj Sayısı: 22
Kayıt tarihi: 09/11/09

Kullanıcı profilini gör http://talha95.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz