ŞİİLERİN AHZAP 33 İLE İLGİLİ (Hz Ali nin hilafetine ilişkin) İDDİALARI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

ŞİİLERİN AHZAP 33 İLE İLGİLİ (Hz Ali nin hilafetine ilişkin) İDDİALARI

Mesaj  Talha Bir Salı Kas. 10, 2009 1:21 pm

“Ey Ehl-i Beyt = Peygamber ailesi! Allah sizden sırf günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzâb: 33/33) bu ayetin gelmesinden sonraki
Ahmed b. Hanbel Müsned'inde rivayet ettiğine göre, Vasile b. el-Eska' şöyle diyor:
Ali'yi evinden sordum. Fâtıma:
“Rasulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gitti,” dedi. Bir de baktım ki ikisi beraber geldiler. Onlarla beraber eve girdim. Rasulullah, Ali'yi sağ, Fâtıma'yı sol tarafına oturttu. Hasan ve Hüseyni de kucağına aldı. Sonra onları elbisesiyle örttü ve:
“Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden sırf günahı gidermek ve sizi; tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzap: 33/33) mealindeki ayeti okuyarak:
“Allah'ım! Bunlar benim ehlimdir” buyurdu. (Tirmizi Menakıb: 60, Ahmed: 1/331)
Ümmü Seleme'den rivayet edilen benzer bir hadisin sonunda:
“Muhakkak sen (Ümmü Seleme) bana daha hayırlısın.” ifadesi vardır. Şiacılar bu ayeti şöyle yorumlamaktadırlar;
Bu ayette masumiyete dair delil vardır. Üstelik “İnnemâ” ((Muhakkak), lafzı ve haberin başındaki “Lam” harfi de bu mânâyı kuvvetlendiriyor. Onlardan başkaları masum olmadığına göre İmamet Ali'nin (r.a.) hakkı olur. Hatta Ali (r.a.) şöyle diyordu:
“Benim imametle olan münasebetim değirmen iği'nin değirmen taşıyla olan münasebeti gibi olduğunu bilmesine rağmen, İbn-i Kuhfe ((Ebu Bekir (r.a.)) imamet gömleğini zorla giymiştir.”
Allah (c.c.) günahı Ehl-i Beytten nefyettiğine göre Ali (r.a.) sâdıktır, demektir.”
Söz konusu hadiste onların ma'sum ve imam olduklarına dair hiç bir delalet yoktur. Ahzap 33. ayete gelince ;
Allah'u Teala'nın:
“Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden sırf günahı gidermek ister ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (Ahzab: 33/33);
“Allah size bir güçlük dilemez, fakat sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister; tâ ki şükredesiniz.” (Mâide: 5/6),
“Allah size kolaylık diler, size güçlük dilemez” (Bakara: 2/185),
“Allah sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbelerinizi kabul etmek ister.” (Nisa: 4/26) mealindeki âyetleri ise O'nun bu istikametteki İrade, Muhabbet ve Rızasına tazammun eder.
Âyetler, Cenab-ı Allah (c.c.)'ın bunları yarattığını ve halen onlarda mevcud olduklarını ifade etmiyorlar. Hatta âyetin nüzulünden sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):

“Allah'ım! Bunlar benim ehl-i beytimdir. Onları günahtan arındır” buyurmuşlardır. (Tirmizi Menakıb: 60, Ahmed: 1/331)
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu duasıyla günahlarını affedilmesini talep etmiştir. Eğer âyet bunun vukuunu bildirseydi, duaya ihtiyaç kalmazdı. Böyle anlamak kaderiyecilere göredir. Rafizilere göre de Allah (c.c.)'ın iradesi, istenilen şeyi tazammun etmez. Aksine Allah, bazan olmayacak şeyi istediği gibi, bazen da istemediği şey olur.

Ama ehli sünnet inancına göre irade ikiye ayrılır:
Birincisi: Şer'î iradedir. Bu irade Allah (c.c.)'ın muhabbet ve rızasını kapsar. Ayetlerde beyan edildiği gibi.
İkincisi: Kevnî ve kaderi iradedir. Bu da, Allah (c.c.)'ın yaratma ve takdirini içine alır.
“Eğer Allah, sizi saptırmayı murad ediyorsa...” (Hud: 11/34),
“Allah, kime hidayet etmeği dilerse, İslâm'a onun göğsünü açar, gönlüne genişlik verir. Her kimi de sapıklığa bırakmak isterse, onun kalbini öyle daraltır sıkıştırır...” (En'âm: 6/125) âyetleri bu mânâyı ifade ederler.
Ahzab otuzüçüncü âyeti ma'sumiyet için delil ise, bu âyette Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) zevceleri de vardır. Hatta âyet onlarla başlamış ve onlarla sona ermiştir. Buna rağmen günahtan arındırma meselesi yalnız Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ezvâcına mahsus bir halet olmayıp bütün ehl-i beyti ilgilendirir. Fakat Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin diğerlerine nazaran hususilik arzettikleri için Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Onları duasında tahsis etmiştir. Sahih bir hadiste sabit olmuştur ki, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Allah'ım! Muhammed'e, zevcelerine ve zürriyetine rahmet eyle” buyurmuşlardır.

Biz de farzedelim ki ayet onların temiz olduklarına (manen) delalet ediyor. Peki onların ma'sumiyetlerini ve hata ile unutkanlığın onlardan meydana gelmiyeceğini gerektiren âmil nedir? Aslında âyet şuna delalet eder:
Allah (c.c.), Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) zevcelerine emrettiği hususlarda onların hata işlememelerini istiyor. Âyetin akışından da Allah (c.c.)'ın onları kötülüklerden temizlediği anlaşılıyor. Biz de inanıyoruz ki Allah (c.c.), O yüce ezvac-ı tahireden her türlü şirk ve kötülüğü gidermiş ve onları tertemiz kılmıştır. Ama hiçbir zaman Takva sahibi için küçük günahın meydana gelmemesi ve o sebeble de tevbe etmemesi gibi bir şart yoktur. Böyle bir şart olsaydı Muhammed ümmetinde muttakî (Takva sahibi) diye hiç kimseden bahsedilemezdi.
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
“Onların mallarından bir zekât al ki, onunla kendilerini temize çıkarmış, mallarına bereket vermiş olasın.” (Tevbe: 9/103)
Görülüyor ki, mü'minlerin mallarından zekât almak, onların günahlardan arınmalarına vesile oluyor. Çünkü zekât insanların kiridir. (Yani mü'minlerin arınmalarını temin eder, yoksa zekât kirdir, alınmamalı diye bir mana çıkmaz.)
Hülâsa; âyette sözkonusu olan ve Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) onunla dua ettiği Tathir (arındırma) ittifak ile masumiyet manasında değildir.

Hülasa Şiiler “Ali hilâfeti istemiştir. Ma'nen temiz olduğu da sabit olduğuna göre, talebinde sâdıktır.” deselerde

Ali'nin (r.a.) ilk halife seçimine hilafeti istediğine dair ileri sürülen iddiaya asla doğru değil. Aksine Osman (r.a.) şehid edildikten sonra hilafeti istediğini biliniyor.
Ali (r.a.) kalben istemişse de, hiç bir zaman “İmam benim, ben ma'sum'um, Rasulullah kendisinden sonra beni imam yaptı, halkın bana ittiba etmesi vaciptir” gibi sözleri söylememiştir.

Bir başka iddiaları
-"De ki: Yaptığım tebliğe karşı ben sizden yakınlık sevgisi dışında bir ücret istemiyorum."
Bir rivayette, ayet nazil olunca Hz. Peygambere "Ya Rasulallah, sevmemiz vacip olan yakınların kimlerdir?" diye sorulmuş, Hz. Peygamber, "Ali, Fatıma ve oğulları" cevabını vermiş.( Beydavî, Kadı, Envaru't-Tenzil ve Esraru't-Te'vil, Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut, 1988, II, 362 )
Bu ayet şia tarafından Al-i Beyt sevgisine bir delil olarak zikredilir. Bunu işari bir mana olarak kabul etmek mümkün olmakla beraber, ayetin sarih manasında buna bir delalet yoktur.
İbn-i Abbasa bu ayetten sorulur. Daha cevap vermeden, orada bulunanlardan Said b. Cübeyr, "Al-i Muhammed" deyince, İbn-i Abbas "Acele ettin, der. Çünkü Kureyşin hiçbir ailesi yoktur ki Hz. Peygamberin onlara akrabalık bağı olmasın. Ayetin manası "hiç olmazsa yakınlık hakkını gözetin" demektir."( Kurtubi, XVI, 15-16; İbnu Kesir, VII, 187; Süyuti, Dürrü'l- Mensur, Daru'l - Mektebi'l- İlmiyye, Beyrut, 1990, V, 699)

İbnu Kesir, ayetin yorumunda şu manaya dikkat çeker: "Bana yardım etmiyorsanız, hiç olmazsa aramızda olan akrabalık sebebiyle eziyet etmeyin."
(İbnu Kesir, VII, 187)
Kendisinin şu yorumu da gerçekten zikre şayan bir incelik arzeder: "Ayetten muradın "Hz. Ali, Fatıma ve oğullarıdır" şeklindeki rivayet senet olarak zayıftır. Ayrıca, sure Mekki surelerdendir. Mekede ise Hz. Fatımanın çocukları yoktu. Hz. Ali ile evlilikleri hicretin ikinci yılında Bedir Savaşı sonrası olmuştur. Ancak bu rivayeti kabul etmemek, Al-i Muhammede sevgi beslememek anlamında değildir. Çünkü onlar temiz bir zürriyetten, fahr, hasep ve nesep noktasında yeryüzündeki en şerefli evden gelmişlerdir."( İbnu Kesir, VII )

Talha
Admin

Mesaj Sayısı : 22
Kayıt tarihi : 09/11/09

Kullanıcı profilini gör http://talha95.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ŞİİLERİN AHZAP 33 İLE İLGİLİ (Hz Ali nin hilafetine ilişkin) İDDİALARI

Mesaj  Mücahid Bir Ptsi Ocak 16, 2012 12:23 am

33. Ayetin te’vili ve tefsiri: “… Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden eksikliği (her türlü pisliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”

Bu ayeti kerimenin tefsiri hakkında Sünni kaynaklarimizda geniş bir şekilde açıklamalar yapılmıştır. Bütün rivayetlerin takriben ortaklaşa naklettikleri haber şudur:
Ayet-i kerime indikten sonra, Resulullah (s.a.v.), İmam-ı Ali, Fatime, Hasan ve Hüseyin hazretlerini kendi abasının altına alarak şöyle buyurmuş: “Ey Allah’ım! İşte bunlar benim seçtiklerim ve Ehl-i Beyt’imdir! Onlardan her türlü pisliği gider ve onları tertemiz olarak kıl!”
Başka rivayetlerde peygamber efendimizin dokuz ay müddetince her sabah Fatime anamızın kapısına gelip, şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: “Namaza ey Ehl-i Beyt! Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun! Ey Ehl-i Beyt! Allah muhakkak ki sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister!”

Mü’minlerin emiri İmam-ı Ali hazretleri buyurdu ki:
“Şanı yüce olan Allah, biz Ehl-i Beyt’i herkese üstün kılmıştır. Bu nasıl olmasın ki, şanı yüce olan Allah kitabında şöyle buyurdu: Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister!” Allah, bizleri her türlü hayasızlıktan temizlemiştir! Bizler, hak yolunda ve gidişatı üzerindeyiz!”
Ayetin, evinde inmiş olduğu Ümmü Seleme anamız şöyle anlatıyor:
“Bu ayet benim evimde indi ve evde yedi kişi vardı: Cebrail, Mikail, Resulullah (s.a.v.) Ali, Fatime, Hasan ve Hüseyin! Ben de kapıda bekliyordum, Resulullah’a (s.a.v.) dedim ki: Ey Resulullah! Ben, Ehl-i Beyt’inden değil miyim? Resulullah bana buyurdu ki: Sen bana hayırlısın, sen peygamberin zevcelerindensin! Bana: Sen Ehl-i Beyt’imdensin, demedi!”
Ashaptan olan Ebu Said el-Hudri hazretleri şöyle anlatıyor:
“Bu ayet beş şahıs hakkında indi: Resulullah (s.a.v.), Ali, Fatime, Hasan ve Hüseyin hakkında!”

Çok sayıda muteber Sünni alimlerimiz Ehl-i Beyt’in sadece bu beş mübarek şahıslardan ibaret olduğunu kitaplarında, güzel ve sahih bir şekilde nakletmişlerdir. Bunlardan bazıları şunlardır:
1- Müslim “Sahih” kitabında.
2- Tirmizi “Sahih” kitabında.
3- Ebu Davud “Müsned” kitabında.
4- Sahih sahibi Nesei “Hasais” kitabında.
5- Hanbelî mezhebinin imamı Ahmed bin Hanbel “Müsned” kitabında.
6- Hakim en-Nişaburi “Müstedrek” kitabında.
7- Tabarani “Kebir” ve “Evsat” mu’cemlerinde.
8- Beyhaki “Sünen” kitabında.
9- İbn Asakir “Tarih-i Damaşk” kitabında.
10- İbn-i Cerir et-Tabari “Cami-ul Beyan” tefsirinde.
11- Suyuti “Dürrel Mensur” tefsirinde.
Ve kısa olarak şunlar; Bezzar, Ebu Ya’la, İbn-i Hacer, Tahavi, İbn Ebi Şeybe, İbn-ül Esir, Muhib et-Tabari, İbn Marduveyh, Hatib el-Bağdadi, İbn Ebi Hatim, İbn Munzir, Ebu Nu’aym el-İsfahani, Ebul Hayr el-Kazvini, Muttaki el-Hindi, Heysemi, Fahrettin-i Razi, Zamahşeri ve daha niceleri…

İmam-ı Muhammed el-Bakır hazretleri, Ehl-i Beyt’in esas değerini şöyle anlatmış:
“Ey insanlar! Peygamberinizin Ehl-i Beyt’ini Allah, kerameti ile şereflendirdi, hidayeti ile izzetli kıldı ve dinine onları seçti. Onları, ilmi ile herkesten üstün kıldı ve ilmini de onlarda makam kıldı. Gayb ilmini de onlara açtı. Kendileri dininin direkleri; kendisine şahit olanları, yeryüzünün dengeleri ve O’nun emri ile kaim olanlardır. Kendilerini yarattıklarını yaratmadan önce arşının sağında kılmıştı. Kendileri O’nun ilminin seçtikleri; ihtiyar ettikleri ve rızası ile seçtikleridir. Kendilerini kullarına ilim noktası olarak kıldı ve O’na doğru yol gösterenler olarak edindi. Kendileri dine ve hakka davet eden imamlardır. Kendileri dine, hakka davet edenler ve hak ile hükmedenlerdir. Kendileri yıldızlar gibi olup, takip edilmesi gereken yoldurlar. Kendileri tertemiz kılınmış zürriyet ve orta yolun imamlarıdırlar. Kendileri, en yakin olan sırat, en doğru olan yol, seçilmiş olanların ziyneti, enbiyaların varisleri, birbirine bağlı olarak gelen zürriyet, mü’minlere koruyucu olan mağara, hidayete erenlerin göz nuru ve kendilerine sığınanlara bir koruma olanlardır. Kendilerine teslim olanlara da eman yeridir onlar. Kendileri, onlara bağlananlara kurtuluştur. Onlara bağlanan kurtulur ve onlara düşman olan ise helak olur. Kendilerine tutunanlar şüphesiz olarak kurtulmuşlardır. Kendilerinden başkalarına tutunanlar da şüphesiz olarak dinden çıkmışlardır. Kendileri, insanların onunla müptela kılındıkları kapıdırlar, kim o kapıdan içeri geçerse kurtulur ve kim onu inkâr ederse düşüp yok olur. Kendileri, selamet yurdu gibidirler, içine giren selamet ve imana geçmiştir. Kendileri, terk ettiklerine huccet olanlardır. Kendileri, Allah’a davet eder, O’nun emri ile amel eder, O’nun kitabı ile hükmeder ve O’nun ayetleri ile irşat ederler. Onlara peygamberlik inmiştir. Onların huzurlarına melekler indiler ve Ruh-ul Emin olan Cebrail de onlara O’ndan üstünlük ve rahmet ile inmişti. Ve onlara önceleri hiç kimseye verilmeyeni verdi. Allah’a şükür ki, onlar da herkesin iltimas edeceği ve ihtiyaç duyacağı delaletten kurtuluş yolu olan nur ilmi vardır. Ancak karanlıklara girenler o nur ile kurtulabilirler. Kendileri, en güzel budak, mübarek olan ağaç, ilmin madeni, hilmin iltihak ettiği yer, risaletin indiği mahal ve meleklerin inip çıktığı evdir. Kendileri rahmet ve bereketin Ehl-i Beyt’idir. Allah, onlardan her türlü pisliği giderip, onları tertemiz bir halde kılmıştır!”

İmam-ı Hasan el-Mücteba hazretleri buyurdu ki:
“Ey insanlar! Beni tanıyan tanır ve beni tanımayana ise ben; Ali’nin oğlu Hasan’ım! Ben, beşir ve nezirin (s.a.v.) oğluyum! Ben, Allah’ın izni ile O’na davet edenin oğluyum! Ben, aydınlık ve nur saçan kandilin oğluyum! Ben, o Ehl-i Beyt’tenim ki Allah, onlardan her türlü pisliği gidermiş tertemiz bir halde kılmıştır!”

İmam-ı Ali Zeynelabidin hazretleri, Kerbelâ’dan sonra Yezid’in huzuruna Şam’a alındığında, mescidin içinde hazır olan biri ona ve Ehl-i Beyt’ine hakaret ettiğinde, imam hazretleri o kişiye hitaben buyurdu ki: “Ahzab Süresindeki: ‘Ey Ehl-i Beyt, Allah muhakkak ki sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz bir halde kılmak ister’ ayetini okumadın mı?” Şam’lı dedi ki: “Onlar siz misiniz?” İmam buyurdu ki: “Evet, biziz!”
Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Biz, Ehl-i Beyt’i şanı yüce olan Allah tertemiz kılmıştır. Biziz Ehl-i Beyt, nübüvvetin şeceresinden, risaletin indiği yer olup, meleklerin inip çıktığı rahmet eviyiz! Bizler, ilmin madeniyiz!”

Ayet-i kerimenin açık hükmüne göre Ehl-i Beyt imamları Allah’ın isteği üzerine her türlü pislikten; şirkten, iki yüzlülükten, günahlardan, yalandan, iftiradan… tertemiz kılınmışlardır. Bu özelliğe ashaptan sadece Selman hazretleri dahildir. Hendek savaşında peygamber efendimiz onun hakkında şöyle buyurmuştu: “Selman, bizden, Ehl-i Beyt’tendir!” Geri kalan bütün ashap her türlü maddi ve manevi pisliğe maruzdurlar. Durum bu kadar açık ve seçik olduğu halde İmam-ı Ali’nin esas imam ve halife olduğundan şüpheye düşmek gafletin en kötüsüdür. Peygamber efendimiz gerekeni veda haccında ikmal etmişti. Ümmetine ancak tertemiz olan Kur’an-ı Kerim’i ve Ehl-i Beyt’ini vasiyet etmişti. Orada başkalarının zikredildiğine dair hiçbir rivayet yoktur! Bu ilahi isteğin karşısında durmak ancak şeytanın işi olabilir.

Mücahid

Mesaj Sayısı : 8
Kayıt tarihi : 16/01/12

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz