ŞİİLİKLE BİRLİKTE İSLAMA GİREN BİDATLAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

ŞİİLİKLE BİRLİKTE İSLAMA GİREN BİDATLAR

Mesaj  Talha Bir Salı Kas. 10, 2009 8:56 am

Özellikle büyük kayboluştan sonra oluşturulan şiilik, dikkatli incelendiğinde farklılaşmaya yani dine yeni anlayışlar getirmeyi prensip edinmiş gibidir. Bunlar hem akaid hemde ilmihalde olmuştur. Bir kaç tanesini inceleyecek olursak; Şiilerin hemen hemen hepsi, namazlarında toprak üzerine secde etmektedirler. Onlara göre namazda secde, ancak toprak veya toprak ürünleri üzerinde olursa caiz sayılmıştır. Bu toprak Hüseyin’in şehit olup pak cesedinin defnedildiği Kerbela toprağıdır. Kumaşın yani dikilebilen ve yenenin üzerinde secde etmek caiz değildir. Secde ancak Kerbela gibi kutsaliyeti olan belirli bir yerin toprağından çeşitli şekillerde oluşturulan parcalara olması gerekir. Şiilerde hemen hemen hiçbir ev yoktur ki, namazlarında üzerine secde ettikleri toprak olmasın. Bu toprak Hüseyin’in şehid olup pak cesedinin defnedildiği Kerbela toprağıdır.

Toprak üzerine secde edenlerin çoğu, bunu öpüp teberrük ediyorlar. Bazı durumlarda da Şii fıkhında toprak yemek haram olmasına rağmen, şifa niyetiyle Kerbelâ toprağının bir parçasını yemektedirler. Hüseyni toprak üzerinde secde, sadece fıkhi mesele veya sadece bir toprak üzerine secdeden ibaret olmayıp, daha ileri bir meseledir. Toprak üzerine secde edenlerin çoğu, bunu öpüp teberrük ediyorlar. Bazı durumlarda da Şii fıkhında toprak yemek haram olmasına rağmen, şifa niyetiyle Kerbelâ toprağının bir parçasını yiyorlar. Bazıları da bu topraktan şekiller meydana getirip ceplerinden taşıyarak yolculuklarında beraberlerinde bulunduruyorlar ve takdis ediyorlar!...
Şiiler kendileri dışındaki grupların mescitlerinde namaz kılarken bu görüntüyü vermekten çekinerek takıyye ile amel eder ve toprakları gizlerler. Şii olmayıp şii geleneğini bilmeyen bazıları bu görüntüye farklı anlamlar yüklemekte ve topraktan yapılan bu şekillere secde edilen putlar olarak yorumlamaktadırlar. Bundan başka şii fakihleri, yolcunun İmam Hüseyin’in kabrine on beş arşın uzaklıkta bulunurken, namazı seferi değil tam olarak kılma akdesini getirmişlerdir. Hz Peygamberden yani vahyin kesilmesinden sonra islamıa yeni ilaveler yapıldığının bir örneği de budur.
Ne Sevgili Peygamberimiz ne Hz. Ali, ne de ondan sonra sonra gelen diğer imamlar Kerbela toprağı üzerine secde etmemişlerdir. Yani Şiilerin sünnet anlayışı iddia ettikleri gibi peygamberimiz yada imamların yaptığı ile sınırlı değildir.
İmamlar, asla Allah’ın kitabında ve Resulü’nün sünnetinde olmayan bir konuda hüküm çıkarmamışlardır. Ancak Şia fakihleri imamlar adına bu tür bidatlerin gelişmesinden geri durmamışlardır. Gerçek anlamda ehlibeyte mensuplarının İmtiyazları risaletin gönderildiği ve vahyin indiği evde doğmuş olmaları ve şeriat hükümlerinin babadan oğla intikal etmiş olmasından ibarettir. Bunlara farklı anlamlar yüklemeye çalışmak kraldan çok kralcılık yapmaktan farkı yoktur. Eğer daha başka anlamları olsaydı o güzide insanlar bunun esaslarını kendileri koyardı!


Bu geleneğin şii inancına Safeviler zamanında kervanların Kerbela’yı hususi merasimle ziyaret ederek, ülkeleri, dönerken beraberlerinde İmam Hüseyin’in kabrinden bazı alametler getirmesinde sonra yayılmaya başlamıştır.
Toprağın kullanımına, diğer bidatleri geride bırakan yeni bir bidat eklenmiştir ki, o da fakihlerin, yolcunun İmam Hüseyin’in kabrine onbeş arşın uzaklıkta bulunurken, namazı kasren değil tam olarak kılma fetvasıdır. Halbuki fakhlerimizin icmaına göre seferde olanın namazını kasren kılması icab eder. Ancak Hüseyin’in kabri etrafında namaz kılanı istisna etmişlerdir. Resulullah, Hüseyin’in kabri diye bir şey daha ortada yokken, yolcunun orada kesren ya da tam olarak kılmasını cevazını vermiş, yoksa zamanında olmayan bir şey için yeni bir ilahi kanun mu ortaya konmuş?!
Şiiler’le Şiilik arasında mücadelenin başlamasından önceki Ehlibeyt taraftarlığındaki inençta, Kuranı Kerim’in onların evindeyken Resulullah’a nazil olması itibariyle Ehlibeyt imamlarının İslam’ı başkalarından fazla bildiklerine inanmaktan ibaretti. Daha sonraları bunun ötesine gidilerek, imamlara bakış açısından farklı olarak yani kanun koyma hakkına sahip olabileceği düşüncesini getirmişlerdir. Hüseyin’in kabrinin böyle bir hususiyete sahip olması, hangi esas ve kaideye dayandırılabilir, kabrin var olmasından yarım asır önce ilahi ve semavi bir hükmün nazil olması hangi akla sığar?!
İmamlarla alakası olmayan ancak imamlara yamanan bu bidatleri sürdüregelen şiacı fakihlerdir. Bunlar şiilikten ziyade şiacılığın devamında fayda gören bu yöntemle farklı anlamlarda cıkar sağlayan zihniyetlerdir. İmamlar, Allah’ın kitabında ve Resulü’nün sünnetinde olmayan bir şey hakkında kanun veya hüküm çıkarmadıkları gibi, asla böyle bir iddiada da bulunmamışlardır. Onların hususiyeti Allah’ın kitabını ve cedlerinin sünnetini daha iyi anlamış ve bilmiş olmalarıdır. İmtiyazları risaletin gönderildiği ve vahyin indiği evde doğmuş olmaları ve şeriat hükümlerinin babadan oğla intikal etmiş olmasından ibarettir.
Ancak Şiiler fakihlerimizin rey ve tatbikatına uyarak bu fıkhi kaideyi aşarak, hususi bir durumu adet edinerek, Kerbela gibi belirli bir yerin toprağı üzerine secde etmişler, bu topraktan uzun, dörtgen, dairevi gibi çeşitli şekiller yaparak bulundukları yerde namaz vakti olunca onun üzerine secde etmeyi emretmişlerdir. Şiiler alışıla gelen bir adet olarak diğer islami fıkraların camilerindeyken çoğunluğunun tuhaf bakıp alay etmesinden çekinerek, takıyyeyi esas alıp o toprağı gizlemektedirler.
Şiiler’in Allah’ın emretmediği bir hususu bu kadar iltizam edip, bu kadar aşağı bir derekeye düşmesi, gerçekten çok esef ve elem verici bir durumdur. Allah’ın en fazla sevmediği bir şey varsa, o da kendisine ibadet ederken ikiyüzlülük yapılmasıdır.
Şiiler eğer Kerbela Toprağı üzerine secde etmekte haklı olduklarını görüyorlarsa, neden, aynı kitaba aynı peygambere inanan ve aynı kıbleye yönelen ve aynı namazı kılan din kardeşleri önünde buna açıkça yapmaktan çekiniyorlar?! Haklı görmüyorlarsa, neden bir yandan bunda ısrar edip, diğer yandan da onu başkalarının yanda yapmaktan utanıyorlar?!
Farklı algılanan böyle bir durumun ortaya çıkmasına sebep olan Şiiler’i alıştıran fakihler ve mezhep liderleridir. Burada yanlış olan toprak üzerine secde etmek değil, zira Resulullah sav. Medine’deki mescidinde toprak üzerine secde ederdi. Ancak, bir yerin diğer bir yere üstünlüğü şer’an sabit de olsa, secdenin sadece o toprak üzerine yapılmasına gerektirmez. Öyle olsaydı, Müslümanlar secde etmek üzere Mekke, Medine ve Kudüs topraklarını beraberlerinde taşırlardı.
Burada başkalarından farklı olarak sırf kendilerinin kabul ettiği birtakım bidatler uğruna takıyye ve iki yüzlülük zilletini saklamak mümkün değildir.
Bir başka husus da ezan mevzuu
Hicri Beşinci Asr’ın büyük İmamiye Şii alimlerinden olan Seyyid Murtaa, namazlar için okunan ezanlarda “Eşhedü Enne Alliyyen Veliyullah!.” diyen haram bir iş yapmış olur diyor. Bu üçüncü şahadet namaz ezanlarına büyük kayboluştan sonra girmiş fakat şii mezhebinde bir akide haline getirilmesi Şah İsmail’in zamanında olmuştur. O, İran’ı Şiileştirip namaz ezanlarında ve minarelerden üçüncü şahadeti de seslendirmeleri için, müezzinlere emir vermiştir. Böylece İmam Ali’ye Hilafet meselesinde Resulullah’tan sonraki sabit makam verilmiştir. O günden bugüne, Dünya’daki Şii mescidleri Safevi şahının geliştirdiği ve genişlettiği usul üzere yürüyor. Dünya’nın hiçbir yerinde bir tek Şii camii bundan müstesna değildir!
Ezana bu ilavenin hicri Dördüncü Asır’dan sonra meydana geldiğini söyleyen şii fakihleri kes,n ve tam olarak rey birliğiyle bunu kabul ederler ve eğer İmam Ali sağ olsaydı ve adının namazlardaki ezanlarda okunduğunu duysaydı, bunu okuyana şer’i cezayı tatbik ederdi neticesine yine kendileri rey birliğiyle onaylamaktadırlar. Yine kalpleri kararan şii fakihleri ve cahilleri bu hakikati gören ve bu bi’data karşı çıkan bir kısım hocayı Şiilik’ten ayrılmakla itham ederek avam ve cahillere karşı onları müdafaasız bıraktılar.
İslam şiarını Şiilik şiarının önüne çıkartan bu cahillere göre üçüncü şehadet namazdan bir parça olmadığına göre, namazı bozmaz, bu itibarla Ezan’a üçüncü şehadeti de almak da bir beis yoktur!. Oysa Ezan, Resulullah’ın kabul ettiği bir asıldır. O eksiltmek veya artırılması caiz olmayan tevkıyfi bir sünnettir. İlave edilecek kelimelerde doğruluk ve gerçeklik olsa da caiz olmaz!..
Bu zihniyet, ürettikleri her bidate karşılık bir gerekce üretme fikrini burada da göstermişler Halife Ömer Bin Hattab’ın da ezandan “Hayalla’l-hayr-ül-amel”i çıkartarak yerine “es-Salat-u hayrun min’en-nevm”i getirdiğini iddia etmektedirler. Eğer gerçekten böyle olmuş olsaydı İmam Ali Hilafet’i zamanında bunu kabul etmeyip tekrar eski haline döndürmez miydi? Yine bu iddiaları Hz Ali’ye farkında olmadan yaptıkları bir iftira olmaz mı?

Talha
Admin

Mesaj Sayısı : 22
Kayıt tarihi : 09/11/09

Kullanıcı profilini gör http://talha95.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz